| Firma Adı | İletişim | Konum | ||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
RONİ BASIN YAYIN TAN. DIŞ TİC. LTD. ŞTİ.
Kuloğlu Mah. Ayhan Işık Sok. No: 21/1 - 34433 / Beyoğlu / İSTANBUL / TÜRKİYE
|
İletişim: +905413918149 |
Salon: 2
Stant: 228
|
||||||||||||
| Ürün Grupları | ||||||||||||||
|
||||||||||||||
- Firma Hakkında
- Ürünler
- Firma Temsilcilikleri
- Firmanın Markaları
Firma ile ilgili açıklama bilgisi bulunmamaktadır.

Beşikci nin Anıları, 1960 ların sonlarından günümüze Türkiye de akademi ve düşün hayatının olgu körlüğünü, muktedir ve ayrıcalıklı cenahın hoyratça saldırılarına rağmen merhamet dilemeden ve mağduriyete sığınmadan her mecrada ifşa eden müdânâsız bir yolculuğun hafızada kalan notlarından oluşmaktadır.

Demokrat Parti nin iktidar olduğu 1959 yılı sonlarında, gelişen Kürd uyanışından rahatsız olan Türkiye Devleti, çeşitli takiplerin ardından, yarısı Kürd üniversite gençliği olmak üzere, 50 kişilik bir Kürd grubunu tutuklama kararı aldı. 17 Aralık 1959 dan itibaren tutuklananlar, İstanbul Harbiye zindanındaki tek kişilik hücrelere konuldu. Aralarından Mehmet Emin Batu hücrede ölünce, davanın başladığı sırada yargılanan sayısı 49 oldu. 3 Ocak 1961 de başlayan davaya iki kişi daha eklenince tutuksuz sanıklarla birlikte 51 kişi yargılandı. Dava adında, Kürd veya Kürdistan ifadelerini kullanmamak için, gazetecilerin verdiği adla, dava kamuoyuna 49lar Davası şeklinde yansıdı. Konu, Kürd kamuoyunda bilinmesine karşın konuyla ilgili kapsamlı bir çalışma yoktur. Bilinen bilgilerin çoğunda, önemli eksiklikler ve yanlış ezberler vardır. Mevcut bilgi ve belgelerden başka, yeni bilgilerle, yaşayan ilgili kişiler ve yakınlarıyla yapılan görüşmelerle, yanlışlar büyük oranda düzeltildi. Kitapta, tutuklanmalara giden süreç, dava süreci, dava sonrası ve 49lar ın sonraki dönemdeki Kürd ulusal mücadelesine etkileri genişçe değerlendiriliyor. Son bölümde, 51 kişinin özet biyografileri, dava öncesindeki ve sonrasındaki yaşamları mercek altına alınırken Davanın Şehidi diye nitelendirilen Mehmet Emin Batu ayrı bir bölümde anlatılıyor. En genci 1938 doğumlu olan bu aydınlardan, ömürleri sağlıklı olsun, Naci Kutlay (1931), Ziya Acar (1934) ve Mehmet Aydemir (1937) yaşıyorlar

Çağımızın Sokrates i İsmail Beşikci Bilim ve düşün tarihinde özgün bir yere sahip olan İsmail Beşikci hakkında, daha önce çok sayıda yazı, makale ve bazı kitaplar; yakın zamanda da kendisinin kaleme aldığı Anılarım adlı kitabı yayımlandı. Ancak Beşikci nin, bugüne kadar, doğrudan, kapsamlı bir biyografisi yazılmadı. Bu kitap, büyük oranda, bu boşluğu da dolduracaktır. İbrahim Gürbüz ün, İsmail Beşikci yi, Çağımızın Sokrates i olarak adlandırdığı bu çalışmayla, Beşikci yi daha yakından tanıyoruz. Öncelikle tarihte direnen bilim insanları ve Beşikci nin karşılaştırılması yapılmaktadır. Gürbüz, Bilim dünyasının kahramanlarından düşünür Aristotales, Galileo, Bruno, Kepler, Kopernik, Batlamyüs ve Servetus gibi bilim insanlarının çalışmaları olmasaydı hâlen karanlık bir çağda yaşıyor olmaz mıydık? diye soruyor ve Beşikci nin duruşunu, Fanon, Sartre gibi düşün insanlarının duruşuyla ve Kürd bilgesi Ehmedê Xanî yle karşılaştırıyor. Gürbüz, Beşikçi nin çeşitli dönemlerini, zumlayarak, mütevazi yaşamını ve büyük mücadelesini yalın bir şekilde anlatıyor. Gürbüz, bunun için Beşikci yle, Beşikci nin doğduğu İskilip e, akrabalarına gitmiş; Kürdleri keşfettiği Keban a, Şemdinli ye, Beytüşşebap a; Kürdistan kentlerine, Bingöl e, Bitlis e, Van a, Diyarbekir e, Hakkari ye gitmiş. Kitapta, tüm bunların hikâyesi var. Beşikci fikriyatı, sosyolojisi, literatürü ve Kürdoloji ye katkılarını bilmek, eşsiz bir insanı tanımak için bu kitabı iyi okumak gerekir. Önemli bir boşluğu dolduran bu kitapla, İsmail Beşikci hakkındaki külliyata önemli bir eser daha ekleniyor İbrahim Gürbüz

Rêbaza Zanistê; ji bo naskirina civakê, têgihiştina xwezayê, têkilî û nakokiyên di navbera civakan de rêbaza fikirînê ya herî girîng e ku ramana mirovî pêş xistiye. Di heman demê de, ji bo bidestxistina agahiyê, rêbaza herî derbasdar û herî saxlem e. Lêkolînkirina têgehên wekî zanist, îdeolojî, îdeolojiya fermî, qedexeyên ramanê, pergala siyasî, rejîma siyasî, azadiya ramanê, azadiya îfadeyê, azadiya akademîk û têkiliyên di navbera van têgehan de girîng e. Dema mirov qala zanistê dike, divê ev hemû têgeh û têkilî werin ronîkirin. Di rêbaza zanistê de; nedîtina rastiyan, înkarkirin, berevajîkirin û li gorî niyet, siyaset û îdeolojiyan guherandina wan, ne exlaqî ye û ne jî gengaz e. Têgeha zanistê , di salên dawî de pir hatiye hincirandin. Li her derê, bi hewce û bêhewce tê bikaranîn. Bi taybetî siyasetmedar, bi bikaranîna vê têgehê di her derê de, wê pir bêwate dikin. Ev pêvajo naveroka têgeha zanistê vala dike. Endamên zanîngehan û endamên çapemeniyê jî; bêyî ku balê bikşînin ser azadiya îfadeyê û qedexeyên ramanê, tenê giranî didin ser têgeha azadiya akademîk . Di dîrokê de zanyar, ji aliyê xebata xwe ya zanistî ve, nikare ji rêbaza zanistê tawîzan bide. Li hemberî tundî, zext, terora dewletê an jî zextên civakî-siyasî; kîngê û bi çi qasî ji rêbaza zanistê derbikeve an jî bêdeng bibe, ew qas ji zanyarbûnê dûr dikeve. Ji vî aliyî ve İsmail Beşikci, ji ber ku bi dilsoziya zanistê tevgeriya û li hemberî hemû zextan ji parastinên xwe paşde gav neavêt, zêdetirî 17 salên jiyana xwe di zindanan de derbas kir. Di dîrokê de fîzîknas Galileo jî li hemberî zextan paşde gav avêtibû, lê İsmail Beşikci paş de gav neavêt. Wî rûmet, wijdan û exlaqê zanyarbûnê bi berdela canê xwe parast, lê xwedî derket, di cîhanê de bû mînak û bû cihê rêzgirtinê.

Toplumların tarihi, bir yönüyle, farklı etnik, inanç ve kültüre sahip diğer toplumlarla yaşadıkları ilişkiler tarihidir. Çeşitli tarihi süreçlerde, yan yana veya iç içe yaşayan toplumların, bazen dost bazen çatışma bazen dayanışma bazen ortak üretim içinde bulunmaları kaçınılmazdır. Böyle toplumların, tarihsel ilişkilerini birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Ermeni-Kürd ilişkileri tarihi, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu iki kadim halk (ulus), neden, binlerce yıl üzerinde yaşadıkları coğrafyanın egemeni olamadılar, sahibi oldukları arazinin tapusunu alamadılar?.. Emperyalist etkilenmeler ve Osmanlı oyunları bir yana, inanç farklılığı, iki halkın aynı coğrafyayı paylaşıyor olmaları ve toprak meselesi, önemli sebepler olmalıdır. Aynı suyu içen, aynı havayı soluyan iki millet diye nitelendirilen bu iki ulus, uzlaşamaz mıydı? Aralarına kara kediler mi girdi, yanıldılar mı, yanıltıldılar mı şeklinde sorular da akla gelebilir. Bu çalışma, bir oranda, bu sorulara verilecek cevapları araştırmak için yapıldı. Ermeni ve Kürd halkı arasında, ilişkilerin bozulması, 19.yy başında, Batılı emperyalistlerin müdahaleleri ve Osmanlı merkezileşme politikaları sonucu Kürd Beyliklerini dağıtılması sonrasındaki Tanzimat süreciyle başladı. Kürd-Ermeni ilişkileri, 1878 Berlin Antlaşması sonrasında ortaya atılan Vilâyat-ı Sitte projesi ve 1894-1896 Olayları sonrasında tamamıyla bozuldu ve I. Dünya Savaşı sırasında (1915-1916) onarılmaz bir hâl aldı. Ermeni-Kürd ilişkileri tarihi, bir yıllık değil, iki bin yılı aşkın bir süreci kapsamaktadır. Bu kitapta konu, Kürd-Ermeni İlişkileri çerçevesiyle sınırlandırılmış, esas olarak Osmanlı egemenliğindeki son yüz yıllık (1823-1923) dönem, kronolojik bir şekilde ele alınmıştır

İbrahim Gürbüz ün üç ciltten oluşan bu otobiyografik ve tarihsel külliyatı, 1990 lardan günümüze Kürt kültürel, sanatsal ve bilimsel kurumsallaşma mücadelesinin kapsamlı bir tanıklığıdır. 1. Cilt: 1990 ların ağır ve baskıcı ikliminde, kültür-sanat alanındaki ilk kurumsallaşma (Mezopotamya Kültür Merkezi, İstanbul Kürt Enstitüsü) adımlarını ve yakılan meşalenin tarihsel arka planını ele alıyor. 2. Cilt: 2000 li yıllarla birlikte genişleyen sivil toplum ağlarını, diaspora çalışmalarını ve Yaşam Radyo ile İsmail Beşikci Vakfı gibi kurumların birinci elden kuruluş hikâyelerini belgeleyen kolektif hafızayı sunuyor. 3. Cilt: MKM, İstanbul Kürt Enstitüsü, Yaşam Radyo, İsmail Beşikci Vakfı vb. kurumlar ekseninde gerçekleşen röportaj, yazılı basılı söyleşi ve televizyon programı deşifrelerini bir araya getirerek sözü yazıya geçiren arşivsel bir kaynak niteliği taşıyor. Yazarın adanmışlıkla geçen 37 yıllık mücadelesini ve öncülük ettiği kurumların aşamalarını belgeleyen bu seri; bireysel bir anı kitabının ötesinde, Kürt aydınlanma tarihine dair eşsiz bir birinci elden hafıza ve arşiv çalışmasıdır.

Kürt Tarihi Kürtlere ve Kürdistan a dair bilgiyi çoğaltmak, derinleştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla yayımlanan popüler bir tarih dergisi. Kürt Tarihi Kürt Çalışmaları alanına katkıda bulunmuş bir grup araştırmacı, yazar ve akademisyen tarafından 2012 yılından beri yayımlanıyor. 2012 de iki aylık periyodlarla ve özel bir inisiyatif tarafından yayımlanmaya başlayan dergi bir süredir üç ayda bir ve İsmail Beşikçi Vakfı tarafından yayımlanıyor. Derginin bugüne kadar 60 sayısı yayımlanmış bulunuyor. Kürt Tarihi, Kürt tarihinin uzak ve yakın dönemlerine, önemli ya da sıradan olaylarına dair, milliyetçi hamasetten olduğu kadar akademik elitizmden de uzak, kısa ve kolay okunur yazılara yer veriyor. Kürt ve Kürdistan tarihinin siyasi boyutuyla sınırlı kalmayan, Kürtlerin ve Kürdistan ın sosyal ve kültürel tarihini de önemseyen bir yayın çizgisini takip etmeye çalışıyor Kürt Tarihi. Kürtler ve Kürdistan la uzaktan yakından ilgili her vaka, figür ve süreçle ilgili yazı dergide yer bulabiliyor. Dergide ağırlıkla Türkçe yazılar yayımlanıyor olmakla birlikte giderek artan bir şekilde Kürtçe yazılar da yer buluyor. Kürt Tarihi akademik olarak güvenilir evsaf ve içerikteki yazılara ev sahipliği etmekle birlikte tipik bir akademik dergi değil. Zaman zaman hacimli ve tipik akademik yazılara yer veriliyor olmakla beraber, daha çok akademik vasfı yüksek, kısa ve rahat okunur yazılar yayımlanıyor. Görsel zenginliğe önem verildiğinden yazılar çokça fotoğraf ve resim gibi görsel malzeme eşliğinde yayımlanıyor. Kitapçılardan satın alınarak ya da İsmail Beşikçi Vakfı üzerinden abone olunarak edinilebilen Kürt Tarihi bir süredir e-dergi olarak da yayımlanıyor.
Firmanın kayıtlı temsilcilik bilgisi bulunmamaktadır.
- İSMAİL BEŞİKVİ VAKFI YAYINLARI


